Ulvi Sulaoğlu'dan bir sergi dahaDünya Ekonomi Gündem Yaşam Spor Kültür Sanat Haberleri - Gala Haber
Bugun...
Reklam


Ulvi Sulaoğlu'dan bir sergi daha

Efemera koleksiyoncusu diş hekimi Ulvi Sulaoğlu'nun “Merhaba Gençler ve Daima Genç Kalanlar” sergisi ile ziyaretçiler Cem Karaca'nın hayatında yolculuğa çıktı

Ulvi Sulaoğlu'dan bir sergi daha
+ -

Efemera koleksiyoncusu diş hekimi Ulvi Sulaoğlu'nun “Merhaba Gençler ve Daima Genç Kalanlar” sergisi ile ziyaretçiler Cem Karaca'nın hayatında yolculuğa çıktı.

Yeşilköy’deki 2001 Sanat Galerisi’ndeki sergide Cem Karaca’nın kişisel eşyaları, röportajları, hakkında yazılmış kitaplar, filminin afişi, plakları, konser biletlerine kadar yüzlerce obje, belge ve fotoğraf sergilendi. Sergiye birçok ünlü isim de katıldı.

 

Ulvi Sulaoğlu'nun Cem Karaca hakkında yazdığı muteşen yazısı;

DÖNDÜM İŞTE OH BE!

Biz toplayıcılar çok meraklıyızdır. Her kapalı kutu ilgimizi çeker, tanımadığımız alanlarda ne var ne yok karıştırırız. Çoğu kez başımız belaya da girer bu yüzden! Her şeyi öğrenmek sahip olmak en büyük dileğimizdir. Gaipten gelecek her bilgi bizim için önemlidir.

Geçenlerde bir eskici, işporta arabasıyla önümden geçiyordu. Ne var bu torbada dediğimde torbadaki kâğıt evraklar ve fotoğraflar çoktan benim olmuştu bile. Göz ucuyla poşetin içine baktığımda lobiler, fotoğraflar, vesikalık fotoğraflar vardı. Bir de iki not defteri… Belli ki bir tiyatrocunun evrak- ı metrukesine ulaşmıştım. Poşeti koltuk altıma koyup iş yerime yollandım. Elimde belki de bir hazine vardı. Acaba ne çıkacaktı içinden? Tıpkı definecilerin bulduğu eski bir haritayı sakladıkları gibi elimdekileri koynuma soktum. Zaten biz koleksiyoncular da define avcısı değil miyiz? Her yakaladığımız, birer hazine değil mi? Kimsenin bilmediği, yalnızca bizim bildiğimiz ve yalnız bizim olacak hazineler hep bizimle değil midir? İster paylaşırız, istersek hep bizimle kalır.

Aman Allah’ım! Evraklar müthiş ‘’CELAL SURURİ’’ nin tiyatrosuna ait lobiler, bir çok sanatçının vesikalık fotoğrafları, küçük bir defter, eski Türkçe yazılmış notlar. Vesikalıklar, bence turneye gittiklerinde kadroyu emniyete bildirmek için . Büyük bölümünü tanıyorum, isimlerini hatırlayamadıklarım da var aralarında ama en azından yüzlerine aşinayım.

Asıl kartpostal fotoğraflar ilginç. Celal Sururi, Toto Karaca, Mehmet Karaca, Muammer Karaca… Vapura binerlerken çektirilmiş fotoğraflar var. Fakat o ne!!!!! İmzalı Toto Karaca – Mehmet Karaca çifti ve sarışın bir çocuk, Celal Sururi’ye imzalanmış bir fotoğraf, yani Karaca ailesinin tümü. Küçük çocuk, Cem Karaca belli. Olay iyiden iyiye beni sarmaya başladı, bir de asker fotoğrafı var. Hiç görmediğim, hiç yayımlanmadığına inandığım, Cem Karaca asker. Evet asker fotoğrafı, bakın arkasında ne yazıyor!....

 
 

Tarih: 11. 12. 1965

Arslan Celal Amca,

Ben asker oldum. Bu da asker resmim, seni çok çok öperim. Saygılar.

CEM KARACA

 

 

 

 

 

 

 

 

Gözlerim buğulandı. Aklıma bu ailenin yaşarken önce, Mehmet Bey’in sonra Toto Hanım’ın ve ardından Cem’in ölümleri geldi. Biz onları seyrettik, tıpkı sahnede oyunlarını izlediğimiz gibi. Oğul Emrah ve iki eşten başka kim var ki o aileden artık hayatta kalan.

Bir an aile büyüklerimi düşündüm; benim annem, babam ve ağabeyim… Hepsi, hepsi gittiler, tıpkı Karaca ailesi gibi. Biz ailece Cem Karaca’yı çok severdik. Özellikle ağabeyim Kemal Sulaoğlu, makaralı teybe tüm plaklarını kaydetmişti. Ders çalışırken hep makaralı teypte Cem’in sesi duyulurdu. Kâh “ Dadaloğlu, Adiloş Bebe, Tamirci Çırağı, İstanbul’u Dinliyorum”… Emrah’ı ezbere bilirdik, hâlâ da biliriz ya… Neyse. Kulağımızın tatlı misafiriydi Cem Karaca.

Hele Cem’in babasının ölümünden sonra yazdığı ‘’BABA’’ şarkısı ne hoştu. Bizi ne kadar hüzünlere salardı. Nem kaldı isimli albümünün A yüzünün 5. şarkısıdır “BABA” sözleri ise şöyleydi.

BABA

Uzakta, çok uzakta, oradasın babam benim, yukarılarda.

Daha dün beraber geçmişten bahseder, kahveni içerdin aynı köşende

Şimdi ise ne kaldı geriye senden, bir kara ıslak tümsek, bir de taş

Bana bir avuç altın öğüt mirasın , bana ellerinle anlatır, dilinle söylerdin

Gözlerinle sever, belli etmezdin, biliyor ve inanıyorum

Şimdi yukarıda koruyor ve gözetiyorsun beni hâlâ

Bir dolu şey söylendi analar için, bu da benim ağıtım olsun BABA

Evet, bir dolu şey söylendi analar için… “ Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar” dediler. Ama babanız yoksa yanınızda, yaşınız kaç olursa olsun bir yanınız hep eksik.

Bu şarkıyı ilk dinlediğimde benim büyüklerim hayatta idi. Şimdi dinledikçe daha fazla hüzünlendiriyor bu sözler beni.

Artık babasıyla Bağlarbaşı Seyit Ahmet deresi vakfı mescidi ve mezarlığında koyun koyuna yatıyorlar. Dün gibi aklımda 10 şubat 2004 Cem Karaca’nın ölüm günü; vasiyeti gereği cenaze alkışlanmadı ve tekbirlerle gömüldü. Ölümünden bir hafta önce babasını ziyarete kabrine gitmiş ve mezar bakıcısına,  “Ben yakında geleceğim, beni babamın koynuna gömün.” demişti.

Anlar var, hatırlanır; sözler var, unutulmaz. Güzel söz söyleyenleri de yerinde ve doğru söylenenleri de unutmaz insan.

Cem Karaca 1980 ihtilalinde Almanya’dadır, yurda dönmez. Marksist olması onun tutuklanması için yeterlidir. Yurda dönmeyince vatandaşlıktan çıkarılır. Bizim için şoktur bu; Cem’i görememek! Onu uzaktan da olsa takip edememek!....

Evet; uzaktır Cem fakat şarkılarına devam eder. Güzel besteler gelir Cem’den “Çok Yorgunum Kaptan”  Nazım Hikmet’in sözlerine yapılan bu beste ve kendi bestesi ilk olarak Nil Burak’ın seslendirdiği “ Sen de Başını Alıp Gitme

 
 

Ben suyumu kazandım da içtim

Ekmeğimi böldüm de yedim

Alkışı duydum ihaneti gördüm

Sesim de oldu sessizliğim de

Seviştiğim de oldu benim

 

Sen de başını alıp gitme, ne olur tut ellerimi

Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar

Hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar

Sen de başını alıp gitme ne olur ne olur tut ellerimi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu iki şarkı ve Ceviz Ağacı Almanya’da üretilmiş şarkılardır.

Özal’ın sanatçılara ve yurt dışına kaçmış bazı kişilere vatandaşlık haklarını geri vermesiyle Cem Karaca yurda döner. Çok sevinçlidir.

Bir nesil onu unutmaya başlamıştır. Dava arkadaşları onu döneklikle bile suçlar….

Cem’in cevabı nettir; bana dönek diyenlerin hepsi benden sonra geldiler Türkiye’ye, şarkımda buna cevabımı verdim.

Ben döneksem döndüm diye memleketime

Döndüm baba döndüm işte oh be

 

Kendi ülkeme olan özlemimden dolayı,

“Ya devlet başa, ya kuzgun leşe”

diyerek savcıların hakkımda toplam 200 sene ceza istedikleri bir rizikoyu göze alıp ülkeme dönmem şayet döneklikse ben döneğim.

Tarih 7 Mayıs 1988. Ağabeyim Kemal, Bursa Hakimiyet Gazetesi genel yayın yönetmenidir. Döndüğünde pek iş bulamayan Cem Karaca’yı Bursa’ya davet eder. Ve ülkeye döndükten sonra ilk konserini Bursa’da verir. Onun için bu çok önemlidir. Bizim için, daha doğrusu Kemal Sulaoğlu için ise sevdiği sanatçıya vefa borcudur. Konser sanıldığı kadar ilgi görmez, aralarında şu diyalog geçer.

Cem, ağabeyime:

“Bu konserden kâr edemeyeceğini biliyordun değil mi Kemal?”

Ağabeyim şöyle der:

“Ben halkımızın Cem Karaca’yı görmesini, onu dinlemesini istedim, bir de beraber olmaktı dileğim.”

Hepinizin mekânı cennet olsun sevgili Cem ve ailesi… benim ailem ve ağabeyim Kemal Sulaoğlu….

Nurlar içinde uyuyun güzel insanlar…

 

                                                                          Dt. Ulvi Cemil SULAOĞLU

 






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI