Bugun...
Reklam
Reklam
Havalar ısınırsa filmlere daha az gidilir ya!


Açelya Akkoyun Fuaye sohbetler
 
 

Fuaye sohbetlerimizden bu ay da merhaba. Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.
 
Havalar ısınırsa filmlere daha az gidilir ya!.. Bu sene iklim sinemalara daha çok gitmemiz için bizi teşvik ediyor dersem yalan olmaz. Neydi o nisan öyle!.. Kıştan kalma. Artık mayıs ve daha güzel havalardayız. 
 
   İlk filmimiz Hızlı ve Öfkeli serisinin 7’incisi, müthiş aksiyon! Bu film, serinin diğerlerini de aşan bir aksiyon kalitesine ulaşmış. Yaratıcı zekanın, izleyenin gerçeklik hissini ve izlediğine inancını yitirmeden keyif alabileceği sahneleri ortaya koyduğu bir film. Hızlı ve Öfkeli 7. Hele otomobille çok yüksek 2  gökdeleni ‘yararak’ geçilmesi ve hayatta kalınması sahnesi uzun süre hafızalardan silinmeyecek gibi görünüyor. Bu tür filmleri konunun ilginçliği, oyunculuk becerisi, kurgu gibi kriterlerden önce bu açıdan değerlendiriyorum. ‘Ekşın’da nereye ulaşılmış? Filme bu açıdan tam not veriyorum. Konuya gelirsek, ortalamayı aşan toplu bir çerçeve var diyebilirim. Oyunculuklar ise aksiyon filmlerinin hakettiğinden daha az değil. Yönetmen James Wan’da, son dönem Çin kökenli yönetmenlerde gördüğümüz ustalığı görüyoruz. Filmin uluslararası beğenisi için IMDB’de aldığı 8,0 de önemli bir gösterge.

 

   Sırada bir yerli yapım var: Bizim Hikaye. Bir 12 Eylül dramının günümüze kadar uzanan hikayesi. Bu tür filmleri, yakın tarihimizde yaşananları, hangi gözlükle aktarıyor olursa olsun, hatırlatıcı mahiyeti nedeniyle önemli buluyorum. Bugünümüz dünden bağımsız yaşanmıyor. Ve özellikle genç kuşakların hayatın ‘patlamış mısır tadı’nın ötesinde de bir ‘akış’ olduğunu bilmeleri gerek. Genç kuşakların, sahip olarak mutlu olmakla varolmak arasında, varolmak yönünde tercihler yapmalarını sağlar bu bilinç düzeyi. Ve bu da tüm toplumun zenginleşmesi demektir. 12 Eylül darbesinde özgürlüğü hiç yoktan elinden alınmış, ailesinden ve geleceğinden koparılmış bir adam ve hayata karşı çocuklarıyla tek başına mücadele etmek zorunda kalmış bir kadının hikayesi ‘Bizim Hikaye.’ Darbe ile gururu, itibarı zedelenen, haksız yere hüküm giyen insanların, darbe sonrasında varolma çabalarını perdeye taşıyan bir çalışma. Film, günümüze kadar gelen öyküsünü çileli bir ailenin yaşadıkları ile bize anlatıyor. İyi konu, gerçekçi, ölçülü oyunculuk ve asla ajitasyona düşmeyen bir senaryo. Gerçekten izlemeye değer. Oyunculardan Cansel Elçin’e özel bir yer açmak isterim. Cansel Elçin, 9 yaşından bu yana Fransa’da büyümüş, oyunculuk eğitimini orada almış. Fransa’da başlayan kariyerinden sonra 10 yıldır ülkemizde çeşitli film ve dizilerde izliyoruz kendisini. Hatırla Sevgili, Cennetin Çocukları, Gönülçelen dizilerinden, Küçük Kıyamet, Aşk Tesadüfleri Sever filmlerinden bazıları. Elçin, 30’lu yaşlarının başında damıtılmış bir oyunculuk olgunluğuna erişmiş. Değerli yapımcı Hüseyin Apaydın’ın çizgi film animatörü kızı Pınar ile 3 yıldır güzel bir evlilikleri var. Cansel Elçin’in başarılarını izlemeye devam edeceğimizi tahmin ediyorum.

 

   Ve geldik çok beğendiğim filme: Altınlı Kadın. Müthiş bir konu. Oyunculuk, senaryo, yönetmenlik her açıdan tam puan veriyorum. Başrolde Oscar’lı oyuncu Helen Mirren var. Yönetmen ise Simon Curtis. Film çok tartışmalı bir konuyu ele alıyor. Bir sanat eseri halkla buluştuktan sonra kimindir? Halkın mı, onu yaratanın ya da mirasçılarının mı, yoksa ailesinin mi? Konu resimse mesele çok karışık. 2. Dünya Savaşı’nda Avusturya’lı ünlü ressam Gustav Klimt’in bir eseri. Eser, resmettiği kadının evinden Nazilerce alınır. Savaş sonrası ise Avusturya’da bir müzede sergilenmeye başlar. Resimdeki kadının yeğeni (Helen Mirren) yıllar sonra ‘aile yadigarı’ resmin peşine düşer. Avusturya devleti ile karşı karşıya gelir. Müthiş bir hukuk mücadelesine girer. Amacı para değildir. Ailesinin, kendi şahsi tarihçesinin peşindedir. İşte burada ‘macera’ ile birlikte büyük soru gündeme gelir: Sanat eseri kimindir? Bu hayatta birey nerede durur, devlet nerede, halk nerede, kim ne için vardır?.. (Filmde konu edilen ‘Lady in Gold’ Adele Bloch-Bauer I’in portresi)

Gelelim diğer filmlerimize: 
   Kaçış 1950, Bulgaristan’da Türk azınlığın rejim baskıları nedeniyle yaşadığı zulmü konu ediyor. Film Bulgaristan’dan Türkiye’ye kaçmaya çalışan 3 gencin öyküsü. Başrollerde Atilla Saral ve Zeynep Gülmez var. Korku gerilim sevenler için 1970’lerin kült filmi Teksas Katliamı’nın (The Texas Chain Saw Massacre) yeniden çekilmiş versiyonu. Doya doya kan göreceksiniz. Elektrikli testerenin ‘yapabildiklerine’ inanamayacaksınız. Bana uymaz ama filmin bu tarzı sevenleri coşturacağını sanıyorum.

 

   Çocuklarımız için ise vizyonda güzel bir animasyon var: Evim. Dünyamıza gelen sevimli uzaylı Of, insanoğlunun özelliklerini keşfeder ve sever. Dünyamıza ısınır ve burada bir ‘ev’ bulmanın mutluluğunu yaşar.

Yaz sıcağında görüşmek üzere. Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Her şey gönlünüzce olsun!
 

 

 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI