Bugun...
İçimizdeki kötü lamba cini!


MESUT YAR Hayata Dair
www.mesutyar.com.tr
 
 

Her şeyin “şiddetlisine” karşıyım. Hayatın, insanın, mevsimlerin ya da aklınıza gelen ne varsa. Ruhumuzun içinde bir de bonuz taşıdığımızı biliyorum oysa. Yani bir lamba olsak içimezden çıkacak bir “lamba cini” var. Ve yüz yıllardır bu cin’in iyi niyetli olduğa şahitlik edemiyoruz bir türlü…

Geçmişte bıraktığımız şubat ayını neredeyse hemen her gün şiddet haberleriyle idrak ettik. Yaşamın karşımıza getirdiği ve bizim de maalesef kanıksayarak meşrulaştığımız o şiddetin içinde insanın insana, erkeğin kadına, sapkının normale, doğanın hayata yaptığı bir dolu madde vardı…

Hangisine üzülüp, hangisi için hiddetleneceğimizi şaşırdık. Bir Özgecan Aslan cinayetini görmezden gelebilmek mümkün müydü? Ya da Kar topu yüzünden sevdiği kadının gözleri önünde bıçaklanarak öldürülen gazeteci dostum Nuh Köklü’nün katledilmesi “sıradan” olarak geçebilir miydi kayıtlara. Elbette hayır…

Yediğimiz her tokat, vücudumuza giren her bıçak darbesi, sokakta kendi başımızın çaresine bırakılma halimiz aslında toplumsal vicdana indirilen çekiç darbeleri niteliğinde. Küt ve öldürücü. Peki bu kadar acı içerisinde bize sürekli “hayatı sev” mavrasını okuyan her kim varsa, anlatmaya çalıştığı polyanna masalına kim inanırdı Allah aşkına?

Böyle gelmiş de böyle gider mi?

Mesele gayet basit. İlkel insandan bu yana geliştiğimiz, dönüştüğümüz her olgunlaşma safhasında her şeyden vazgeçip çıkınımızdaki şiddetten vazgeçemedik. Yıkarak ve yakarak oluşturduğumuz Medeniyet Tarihi bir şekilde o medeniyetlerin çatışması projeksiyonu üzerinden belirliyor yarınımızı. Yani eskilerin deyimiyle “işler böyle gelmiş böyle gidiyor...”Olmaz. Başta inandığımız Yaradan olmak üzere, içende vicdan bulunan tüm telkinler bize şiddete karşı mesafeli olmayı öğretmeye çalışıyor. “Öldürmeyeceksin” diyor. “Yaşam hakkına saygı” diyor. “Zulmetmeyeceksin” diyor. Yaratılanın hakkına girmemeyi öğütlüyor. İyi de sonuç?

Bizi bu denli birbirimizden nefret eder hale, hadi onu da boş verin gerçek tanımıyla “kötülük hizmetkarı” olmaya iten nedenleri hiç vakit kaybetmeden bulup, açtığı yaraları sarmak zorundayız. Sonra o yaraları pansuman ederek, iyileştirmek. Bir saat kusursuzluğunda iyiliğin “tiktak” eşlerliğini kazandırmak yeniden topluma. Mecburuz buna…

Yoksa, işte ben “yoksa” gibi ihtimaller üzerinden yaşayabileceğim bir hayatı tercih etmiyorum. Kısasa kısas yapmak zorunda kalmayacağım bir toplum düzenini, hayatı, barışı, kadını, erkeği, insanı, hayvanı ve hatta eşyayı görmek istiyorum yanımda, şu küçük hayat yolculuğunda…

İnsan kendi kaderinin efendisi ama…

Ağlamak istemiyorum. Ağlarsam da sevinç gözyaşı dökerek telafi etmek istiyorum ille de gözyaşı dökmek zorunluluğu yazılmışsa kaderime. Evet, kadere inanıyor, kedere inanmıyorum. İnsan kendi kaderinin efendisi çünkü. Yaşadığı dünyadaki diğer canlılara oranla daha hızlı ve yerinde düşünmesi, hatta şöyle söyleyeyim, bir fikrinin olması bile yeterince donanımlı kılıyor O’nu…

Hal böyleyken, İnsan’a ve bizim ülkemizde alışıldık haliyle Kadın’a olan şiddeti öfkeyle değil “adaletle” yenerek ve o adalete inanarak yaşamak istiyorum. Bu benim hakkım. Bu bana yüce Allah’ın verdiği bir nimet. Nimetimin ısırılmasını, çalınmasını, elimden zorla alınmasını istemiyorum. İstemeyeceğim! Huzur ve sevgi dolu bir ay geçirmeniz temennisiyle… '8 Mart Dünya Kadınlar Günü' kutlu olsun...

 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI