Bugun...
Mavi Beyaz Bir Tatil


Pelin Öztürk Mavi Beyaz Bir Tatil
p.ozturk@galamedya.com.tr
 
 

Aynı denizi paylaşan iki farklı ülke, iki farklı kültür , iki farklı millet: Yunanistan

Türkiyede’ki kalabalıktan sıkılıp kaçış noktası arayanlar için Yunan Adaları en doğru seçenek. Bizlerde egenin ipeksi sularında yüzmeye , bir komşu frappe’si içip kaçmaya geldik..Rotamızı önce Bodrum’a 1 saat uzaklıkta, neredeyse burnumuzun dibindeki Leros Adası’na çevirdik. Leros On iki Adalardan bir tanesi ve bence en ayrıcalıklı olanı. Leros diğer Yunan adalarına göre çok daha yeşil, sakin ve huzurlu bir ada.Gözlerden uzak bir tatil planyanlar buraya geliyor ama etrafınıza bir bakıyorsunuz herkes Türk.Herkes adanın ruhuna,güzelliğine uyum sağlıyor..

Gelelim adanın diğer güzelliklerine… Denize girmeye doyamadığınız bu muhteşem adaya giderseniz şnorkelle yüzmeye ve balık kovalamaya hazır olun. Ada sakinlerine baktığımızda herkes scooter kullanıyor. Otomobil kullanan insanlara çok nadir rastlarsınız. Rastladığınız otomobiller de adanın şirinliğine uygun, küçük ve klasik olanlardan. Gelen turistlerin çoğu da scooter kiralarayarak adayı geziyor. Yolların, evlerin, plajların temizliğine hayran kalıyorsunuz.

 

LEROS’UN TARİHİNE KISA BİR YOLCULUK

Leros, mitolojide Artemis'in adası olarak geçiyor. Bu yüzden, ada halkı evin tapusunu günümüzde bile kadınların üzerine yapmaktadır.  Leros bir zamanlar “akıllarına şeytan düşenleri” tıktıkları kötü şöhretli akıl hastanelerine ev sahipliği yapan “Şeytan adası” olarak da bilinmektedir. Ada, Pers istilasına uğramış, 1316'da ise St. John'un Şövalyeleri adayı ele geçirmiştir. Skala limana tüm bölgedeki en güvenli ve ana liman konumunda olduğundan, buraya korsanlardan gelecek saldırılara karşı koymak için büyük depolar ve kaleler inşa edilmiş. 1659 yılında Venedikliler adayı yıkmışlardır, 1669 yılında ise  Osmanlı tarafından feth edilen ada, 1821 yılına kadar Türk egemenliğinde kalmış. Ardından da Yunan devletinin bir parçası olmuş. 1912 yılında ise diğer On iki ada gibi Leros adası da İtalyanlar tarafından işgal edilmiş. 30 sene kadar İtalyan işgalinde kalan ada, diktatör Mussolini'nin yazlık ikametgahı olarak kullanılmış. Lakki, günümüzde çekilen Mussolini filmlerine dekor olabilecek kadar İtalyan faşizmi döneminden kalma sahipsiz art deco mimari yapılı binalarla dolu. Lakki bu adanın ana limanıdır. Derin bir koyun sonunda oldukça büyük bir yerleşim merkezi. Büyük bir marinası ve iskelesi var.Lakki’den devam edince 2. Dünya Harbi açık hava müzesine geliyorsunuz. Bu müzede bir dağın içine açılmış olan ve direnişçilerin savaş zamanında kullandıkları bir tünel var.

Savaş en şiddetli biçimde Leros'ta geçmiş. Ada Almanlar tarafından üç gün aralıksız bombalanmış olmasına rağmen, tünellerin günümüzde dahi sapasağlam şekilde ayakta durduğunu gördüm.

Adanın en görkemli yeri: Leros Kalesi (The Panayia Castle)

Adanın  dar sokaklarından, geleneksel ve şirin evlerinin arasından Platanos'un üzerinde yükselen tepeye vardık. Burada Leros Kalesi tüm heybetiyle adayı ayaklarının altına alıyor. 11. yüzyılda da Bizans imparatoru Komninos tarafından inşa ettirilen kale, daha sonrasında Rodos şövalyeleri tarafından tekrardan elden geçirilmiş. Kalenin içerisinde birçok kayda değer ikonalara sahip Meryem Ana kilisesi yer aldığından, kaleye Bakire Meryem Kalesi'de deniliyor.  Bana sorarsanız güneşin batışını izlemeden bu etkileyici kaleden ayrılmayın. Hatta vaktiniz varsa kahvenizi, çayınızı yanınıza alıp bütün gün manzaraya dalabilirsiniz :)

ADANIN LEZZETİ

Leros Adasında Sahil kenarındaki restaurantlarda daha önce hiç tadmadığınız lezzetleri deneyebilirsiniz.  Biz Akşam yemeğini, yeldeğirmenleriyle dolu tepenin dibindeki rüzgardan daha korunaklı Pandeli koyundaki Psarapoula Taverna’da yemeye karar verdik. Psaropoula ile Zorbas tavernalarının minik iskelesine herkes alargadaki teknelerinden botlarla geliyor. Tavernaların önündeki devasa akvaryumların içi balık ve böceklerle dolu. İstediğiniz herşey taze taze çıkarılıp pişiriliyor.Yunanistan’daki balık restoranlarında en önemli unsurlardan biri mezedir. Kızarmış kalamar, Greek Salad , karides ve kızarmış papalina’ya kimse hayır diyemez. Özellikle Papalina adlı küçük kızarmış balıklar denizden çıkan cips gibi. Yunanistan’ın zeytinleri de dünyanın en iyilerilerindendir. Adalardaki tavernaların en güzel özelliği  yemek yediğiniz yerlerde lokanta sahipleri kasanın arkasında oturmak yerine garson gibi sizinle birebir ilgileniyor. Karidesler, mezeler harika. Benim aşık olduğum bir diğer tad: Saganaki . Yunanlılara saganaki nedir diye sorduğunuzda iki kulplu küçük tava diyorlar. Genellikle kefalotiri dedikleri bir peynirden yapılıyormuş. 

İkinci gün, herkes methettiğinden dolayı adanın Alinda tarafında Milos adlı bir restorana gitme kararı aldık. Milos Yunanca “değirmen” demek ve restaurantta denizin içinde kocaman bir değirmen var. Masaların hepsi Türk. Bu restaurantta ıstakozlu Spagetti ve lor peynirli kadayıfı denemeden gitmeyin derim.

Gelelim benim en sevdiğim yere : Sweet Leros

Ada'nın yerel tatlılarını tadıp, ev yapımı şaraplarını tadabilirsiniz. En meşhuru da gece çıkan Çikolatalı Lokma tatlısı. 2 kilo alıp dönsem de yediğime değdi...

 

Bu arada Rumca çok sempatik bir dil. Bu kısa ada seyahatinde öğrendiğim bazı kelimeleri de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Günaydın : Kalimera

Tamam : Endaksi

Kaç Para  : Poso kani

Çok teşekkürler : Efharisto poli

Gel :Ella

Üstelik bizimle ortak birçok kelimeleri var. Mesela bizde Liman onlarda Limani , Pilav pilafi  diye adlandırılıyor.

YUNANİSTAN’IN SAKLI CENNETİ :GİZLİ GÖL

Leros’tan ayrılıp Makronisi adacığının üzerindeki 'gizli göl'ü bulmaya karar verdik. Bir cafenin sahibi mutlaka bu gizli gölü de görmemizi tavsiye etti. Ben de o gizli gölü bulmadan gitmemeye yemin ettim. Makronisi’ye geldiğimizde bu gizli gölü bulmakta çok zorlandık. Ama uydu sayesinde bu saklı cenneti bulabildik. Deniz tarafından mağara gibi bir girişi var. Bizden önce gelen gruptan bir adam geçmeye çalışırken sırtını kayalıklara vurduğu için kimse kayalıkların oluşturduğu bu mağaradan geçmeye cesaret edemedi. Ama kafaya bir defa koyulmuştu! O gizli göl görülmeliydi. 3-4 metre derinliğinde olan bu mağaradan geçmeyi başardım! Bu girişten dalarak geçince, yeniden açık havaya çıkıyorsun. Ve tepeden baktığında krater gölü gibi görünen nefis bir göl karşınıza çıkıyor. Bu göl deniz seviyesinde ve denize bağlantısı var.  1 saat boyunca orada kaldım. Benim geçirdiğim en güzel tatillerden biriydi. 





YORUMLAR

Akın kadı
11-09-2016 05:17:00
Süper

YORUM YAZ



YORUM YAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI